• Anasayfa
  • Hakkında

Kategoriler:

  • Bilgisayar
    • Açık Kaynak Kod
    • FreeBSD
    • Pardus
  • Fotoğraf
  • Gezi
    • Paris
  • Havadan Sudan
  • Sinema
  • Yeme-İçme

Arşiv:

  • Kasım 2011
  • Haziran 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Nisan 2010
  • Aralık 2009
  • Ağustos 2009
  • Temmuz 2009
  • Temmuz 2008
  • Şubat 2008

Bağlantılar:

  • Belgeler
  • Destek Forumu
  • İngilizce Belgeler
  • Kaynaklar
  • WordPress Türkiye
  • WordPress.org

Meta:

  • RSS
  • Yorumlar RSS
  • Valid Geçerli XHTML
  • XFN
  • Wordpress Temaları
  • 25Ara

    (M)av(r)atar

    Sinema Yorum Yok

    Son günlerde gündemdeki film “Avatar”.. Her zaman olduğu gibi ansiklopedik bilgilere fazla bulaşmadan dün izlediğim filmle ilgili izlenimlerimi ve yorumlarımı paylaşmak isterim.

    Filmi dün akşam 21.00 seansında izlemeye gittik. Her şeyden önce film uzun ve dünya çapında yarattığı merak sebebi ile öncesinde bol bol reklam var. Saat 21.00′de başlayacak diye gittiğimiz seans ancak 21.15 gibi başlayabildi. Film bittiğinde saatimiz 00.10 gibiydi. Bu bilgiyi filme gitmeden önce göz önünde bulundurunuz :) Uzun olmasına rağmen merak hissi ve akış sıkılmadan izlemeyi mümkün kılıyor. 2012′de yaşadığım bunalımı bu filmde yaşamadım. 3D ise tatminkar geldi bana; filmi izlememiş olanlar eğer fırsatları var ise 3D gösterim seçsinler. Pandora gezegeninde yaratılmış atmosferi 3D deneyimi ile izlemek gerçekten ilginç. İçerikle ilgili düşüncelerime gelir isek; Hollywood filmlerinde beni her zaman sıkan bir gelecek öngörüsü var. İnsanlık teknolojik olarak ne kadar ilerlese de Hollywood’a göre gelecekte kötülük, adaletsizlik, sömürü, vb. fenomenler aynen günümüzdeki gibi devam ediyor. Hollywood’un gelecek öngörülü pek çok filmine benzer olarak, insanoğlu yıldızlar arasında 5 yılı aşan seyahatler yapıp “Işık Yılı” mesafeler katetmesine rağmen sosyolojik yönden “Bir Arpa Boyu” yol gidememiş görünüyor. 5 yıllık seyahat sonunda ulaşılan uzak gezegenin mazlum halkı ezilip doğal kaynakları da sömürülmekte. Bu açıdan bakıldığında Irak işgaline gönderme yapıldığını düşünenler olabilir. Filmde bir sahnede Jake ve Albay Miles Quaritch arasında geçen diyalog bu önermeyi geçersiz kılıyor. Bu iki karakter ilk karşılaşmalarında konuşurlarken Jake SULLY’nin bacaklarını Venezüella’da savaşırken kaybettiğini öğreniyorsunuz. Bu konu hakkında çok fazla şey yazmayacağım. Zira Hollywood bu tip zihin etkileyici teknikleri sıkça kullanıyor. Gittiğiniz Hollywood filmlerinde bu tip teknikleri daha iyi süzebilmek adına; Venezüella’da bacaklarını kaybeden bir askerin -ki bu asker muhtemelen ABD askeri- Avatar gibi bir filmde neden bir figür olarak kullanıldığını kendinize sorup cevabı bulmaya çalışın. Filmden didaktik çıkarımlar yapmadan önce (uzaklarda bir gezegenin doğal zenginliği için sömürülmesi haksızlıktır, doğa tahrip edilerek zenginleşilemez, vb..) yukarıdaki soruya vereceğiniz cevabı iyi düşünün.

    Neticede izlenebilirliği olan, 3D olarak izlendiğinde değişik bir izleyici deneyimi yaşatabilen ancak konu açısından ise yukarıda bahsettiğim Hollywood sendromlarını taşıyan bir film. Filmi en ilginç kılan şey bence hayal gücünün teknoloji ile harmanlanması sonucunda yaratılmış Pandora atmosferindeki detaylar. Bu detayları 3D izlemek de çok keyifli. Alt yazı konusunda ise şöyle bir yorumda bulunacağım; alt yazıları takip etmeye çalışırken ne yazık ki bir çok detayı kaçırmak mümkün. Bu yüzden filmi dublaj ile izlemek daha iyi olabilir düşüncesindeyim. Tabii dublajın da kendine göre problemleri var, genellikle dublajlı versiyonlarda orijinal seslendirme kadar temiz ve güçlü bir ses duyamıyorsunuz (Avatar’ın Türkçe dublaj versiyonunu muaf tutarım, çünkü izlemedim).

    Gitmeyi düşünen kişilere yardımı olması ümidi ile..

    Saygılarımla..

  • 18Ara

    Pegasus Nereden Uçuyor?

    Havadan Sudan 4 Yorum

    Herkese merhaba. Kısa bir aradan sonra bir şeyler çizittireyim istedim. Son zamanlarda ekonomik biletleri ile bize gezme şansı yaratan Pegasus Havayolları kafama çokça takılıyordu. Nasıl oluyor da bu kadar ucuza yolcu taşımayı başarıyorlardı? İnternet üzerinde biraz dolanınca Pegasus’un iş modelinin zaten dünyada uygulanan bir iş modeli olduğunu öğrenmek ilginç oldu. Bu iş modeline DMH (Düşük Maliyetli Havayolu) deniliyormuş, gavurcasını da yazalım hemen LCA (Low Cost Airlines). Bu iş modelinde bazı genel geçer ilkeler var. İnternet üzerinde dağınık bir biçimde okuduğum bu ilkeleri anlayıp zihnimde biçimlendirdiğim şekilde size de aktarmaya çalışayım, hatamız olursa affola;

    Devamını oku »

  • 09Ara

    Pardus’ta gnome Masaüstü Ortamı

    Pardus Yorum Yok

    Bilinmeyen bir kavram hakkında öncelikle tanım yapmak adettendir ya öyle başlayalım adeti bozmamak için; gnome nedir sorusu herhalde bilmeyen birisi için akla gelen ilk sorudur. gnome bir kaç gün önce hakkında yazdığım Xfce gibi bir masaüstü ortamı. Ansiklopedik tanımla; GNOME (GNU Network Object Model Environment), GNU Projesi‘ nin bir parçası olarak Unix ve Unix benzeri işletim sistemleri için geliştirilen bir masaüstü ve geliştirme ortamıdır.

    KDE4′ün yüksek sistem gereksinimi ve ATI ekran kartımla anlaşamaması yüzünden alternatif masaüstü ortamları arayışım başladı. Sürekli çöken (özellikle bilgisayarı kapatırken istisnasız her seferinde KDE4 Plasma çöküş mesajı görmekten fenalık geldi), zaman zaman donan, zor açılan, zor kapanan, sistem kaynaklarını hoyratça kullanan KDE4 beni sıkmaya başladı. Bence Linux tercihinizi sorgulamanıza neden olacak derecede hantal bir masaüstü ortamı KDE4; beğenenler elbette var ancak kişisel görüşümce KDE4 yukarıda saydığım tüm olumsuzlukları taşıyan bir masaüstü ortamı. Daha hafif, hızlı, basit bir masaüstü ortamı arayışım beni ilk önce Xfce’ye götürdü. Kurup denedim ve hoşuma gitti. Uzun zamandır adını duyduğum gnome’u denemek için iyi bir vesile oldu Xfce. Bir kaç araştırma ile gnome’u Pardus’a port etme şiarı ile yola çıkmış bir proje buldum. Projenin URL’si şudur. Kurulumun basitliği beni cesaretlendirdi hadi deneyim dedim. Pardus üzerine gnome kurmak gerçekten de kolay. Xfce kurulumunda olduğu gibi “Pardus 2009 Katkı Deposu”na ihtiyacınız var.Bunun dışında gnome deposunu da eklemeniz lazım. gnome deposunu eklemek için konsolden şu komutu verin;

    sudo pisi ar gnome http://pardus-gnome.prj.be/pisi-index.xml.bz2 -y

    Bu komuttan sonra güncellemeleri kontrol etmek için;

    sudo pisi up -y

    komutunu verelim. Güncelleme işi bittikten sonra gnome masaüstünü kurmaya hazırız. Kurulum için;

    sudo pisi it -c gnomeproject -y

    komutunu vermek yeterli. Bu komutla gnome masaüstü depodan indirilerek sisteminize kurulacaktır. Bugün itibarı ile 54 tane bağımlılık var. Kurulum tamamlandıktan sonra yapılması gereken bir iki ufak iş kalıyor.

    • /etc/conf.d/xdm dosyasını açıp, #DISPLAY_MANAGER=”xdm” satırını DISPLAY_MANAGER=”gdm” yapın. (1)
    • /etc/env.d/45kde4paths dosyasını açıp, XDG_DATA_DIRS=/usr/kde/4/share:/usr/share satırının başına # koyun. (2)
    • Sistemi yeniden başlatıp, gdm ekranından oturum türünü GNOME olarak seçip giriş yapın.

    (1) Pardus 2009 ile birlikte Xorg görüntü yöneticisi olan xdm kullanılmaya başlandı. 2008′de olduğu gibi servis açıp kapatmak yok.

    (2) Eğer bu değişiklik yapılmaz ise, KDE ile GNOME’un mime ayarları karışıyor.

    Bütün bu işlemleri yapıp hata almadı iseniz gnome masaüstü ile tanışmayı başarmışsınız demektir.

    gnome masaüstü ortamı ile ilgili ilk izlenimlerim olumlu. KDE4′e göre daha hızlı ve daha stabil. Şu ana kadar bir çökme veya takılma yaşamadım. Verdiğim komutlara karşı tepkisi KDE4′e göre çok daha tatminkar. Açılış ve kapanışı gayet hızlı. Paneli kolayca biçimlendirmek mümkün, bu esnekliği hoşuma gitti. Tabii Xfce ile ilgili yaptığım öneri gnome için de geçerli. Alışmak için ona fırsat vermeniz gerekecektir.

    Yazımı gnome masaüstümün görüntü resmi ile bitiriyorum. Herkese açık kaynak kodlu günler dilerim..

    EkranGoruntusu

    Etiketler: Bilgisayar, Pardus

  • 07Ara

    Neşeli Hayat

    Sinema 4 Yorum

    Neseli-HayatHerkese Merhaba,

    Bol bol film izler oldum bu aralar. Sinemaya çok düşkün olmasam da bu aralar hem evde hem de sinemada sık film izleyen bir adam oldum çıktım.. Ve izlediğim filmlerin kritiğini kimseler girip okumasa da burada yazarak dünya ile paylaşmayı seviyorum.. Daha önce yazdığım film yorumlarında da filmin künyesi hakkında ansiklopedik bilgi vermedim. Dileyen küçük bir internet taraması ile zaten bu bilgilere kolayca ulaşabilir. Yorumlarımı daha çok filmin bende yarattığı intibayı sizlere aktaracak şekilde yazmaya gayret ediyorum. Umarım iyi yapıyorumdur :)

    Gelelim Neşeli Hayat’a. Filmin konusu hakkında hiç bir yorumda bulunmayacağım. İzlemek isteyenlerin keyfini kaçırmamak lazım :) Ancak beklentilerinizi şekillendirmek ve hayal kırıklığına uğramanıza engel olmak için biraz lakırdamak isterim. Filmi, yazan kişi ve oynayan ekibe göre değerlendirmeyin. Senaryoyu yazan kişi Yılmaz ERDOĞAN ve oyuncuların büyük kısmı BKM Mutfak ekibinden. Bu ekibe aldanarak filmi hafif bir komedi sanmayın. Eğer bu filmin bir komedi filmi olduğunu düşünerek gitmek arzusunda iseniz yanlış yoldasınız; kafamı zorlamadan durum komedisine dayanan sahnelere veya edilen küfürlere güleyim, hoş zaman geçireyim niyeti ile bu filme bilet almaya davranmayın. Peki film komedi filmi değilse ne filmi? Uzun zamandır iyi bir örneğinin çekilmediğini düşündüğüm “Kara Mizah” tarzında bir film bulacaksınız sinema koltuğunda otururken. Rıza’nın hayatından zaman zaman komik ama genelde dramatik kesitleri izleyeceksiniz. Filmin pek çok yerinde eminim ki çevrenizden birilerinin yaşamından parçalar da bulacaksınız. Çok hüzünlendiğiniz de olacak çok neşelendiğinizde. Neticede sinemadan çıkarken insana dair bir şeyler izlediğinizi hissedeceksiniz.

    Son zamanlarda gittiğim içinde insan olan tek filmdi.. Beklentilerinizin ve hayatınızın merkezinde insana ait  değerler henüz yeterli yeri kaplıyor ise filmi gidip izleyin, Hollywood’un vurdusu kırdısı aksiyonundan ruhunuzu biraz olsun arındırabilir bu film..

    Etiketler: Sinema

  • 06Ara

    2012

    Sinema Yorum Yok

    2012Çok tantanası yapıldı biz de hadi gidelim-görelim dedik. Gittik, izledik; klişe geldi bana film. Elbette beğenenler vardır onların öznel düşüncelerine bir şey diyemem ancak burası benim blog’um olduğuna göre dilediğim gibi atıp tutabilirim :)

    Bolca efekt var, aksiyon var ama hepsi o kadar. Olaylar, kişiler, aksiyonlar çok zorlama. Bir de bu filmi dünyayı kötü kullandık o yüzden mahvettik ana fikri olan didaktik bir film zannetmeyin. Dünyanın sonunu getiren olayla insanoğlunun alakası yok senaryoya göre -daha fazla anlatmıyorum tabii-.

    Mavrayı bilmeyen yok sanırım; Maya takvimi 2012′de bitiyor, “Ee dünyanın sonu gelecek 2012′de o zaman” çıkarımına dayanan bir senaryo var. Olay 2012′de dünyanın sonunun gelmesi bu belli, bunun etrafına konmuş kişiler ve olaylarla süslenip püslenmiş bolca bilgisayar efekti kullanılmış bir felaket filmi, hepsi bu kadar.. Yönetmenin diğer felaket filmi olan “Yarından Sonra“yı daha başarılı bulduğumu söylemeliyim.

    Fazlaca laf salatası yapmaya gerek yok sadede gelelim; insanın poposunu uyuşturacak derecede uzun ve bunaltıcı bir film. Evde oturup zaman zaman WC ve yiyecek molası verilerek izlenebilir ancak sinemada izlemek bana eziyet verdi. Hollywood her zamanki gibi dini mesajları araya sıkıştırıyor. Filmin senaryosunu açığa vermemek için fazlaca detay vermiyorum, filmdeki çocuk oyunculardan birisinin adı Noah. Klişelerle dolu zaman zaman olayların akış hızının insanı kabız ettiği bir film diyor ve kesiyorum..

    Etiketler: Sinema

« Önceki Sayfa   

Son Eklenenler

  • 11-25-2011
    Paris’te Ulaşım
  • 06-01-2011
    Kendini Feda Etmek (2)
  • 04-18-2011
    Kebapçı Halil Usta, Gaziantep
  • 03-30-2011
    Yasak ve Denetim
  • 03-17-2011
    Kendini Feda Etmek

Son Yorumlar

  • bedo
    Yeşim, yorumun ve katkın için teşekkür ederim. Biz zaman olm...
  • Yeşim Zengi
    Çok güzel olmuş bedo,ellerine sağlık. Okudukça Paris seyahat...
  • bedo
    Sağolasın Fatih.....
  • Fatih Mazı
    Duyarsızlaşmışız iyice, toplumca ayrışmışız, kişisel menfaat...
  • bedo
    Sağolasın Fatih :)...
© 2012 Altyapı Wordpress | Türkçe Wordpress Temaları RSS RSS Yorum RSS Giriş powered by Open Source